123
banner

İnsan 1.0 vs. Endüstri 4.0

Written by

Bu yazı dizisinde gelişen teknoloji ve dijital dünya karşısında insan beyninin gelişimi ve tepkileri ele alınmıştır. Gelişen teknolojilerin ve iş dünyasındaki inovasyonların şirketler tarafından kullanımı ve bunların tüketicinin zihninde ne gibi değişikliklere yol açtığı ve gelecekte pazarlama dünyasını bu minvalde nelerin beklediğini irdeleyen bir yazı dizisi olacaktır.

 

Tarihsel süreçte pazarlamanın gelişimine bakıldığında kronolojik olarak 5 dönemden bahsedebiliriz;

  1. Üretim Dönemi: Arz yokluğunun olduğu ve üreticinin pazarın tek hakimi olduğu dönem

 

  1. Ürün Dönemi: Artan seri üretim sonucu kalitesiz ürünlerin ortaya çıkmasıyla kaliteli ürünün önem gördüğü süreç

 

  1. Satış Dönemi: Üründen ziyade satış ve ikna çabalarının geliştiği dönemdir. Bu dönemde perakendecilik artmıştır.

 

  1. Pazarlama Dönemi: İlk kez tüketicinin önem gördüğü ve görüşlerinin incelendiği dönemdir.

 

  1. Müşteri Odaklı Dönem: Bu dönemde teknolojinin gelişmesiyle birlikte rekabet artmıştır ve müşteri verisi sayesinde müşteriye değer önerileri sunulmaya başlanmıştır.

 

  1. Sosyal Pazarlama Odaklı Dönem: Doğal çevrenin bozulması, kaynakların azalması ve küresel ısınma gibi başlıkların gündem olduğu dönemdir. Şirketler bu dönemde sosyal yönlerini geliştirmeye başlamışlardır.

 

Günümüz pazarlama dünyası -özellikle ülkemizi düşünecek olursak- son iki dönemi yaşamaktadır ve önceki aşamalar neredeyse tamamlanmıştır (kurumsal diyebileceğimiz şirketler için). Gittikçe artan sayıda firmalar tüketicisine ekstra değerler sunmaya çalışmakta ve kızışan rekabette değer odaklı fiyatlar belirlemektedirler. Son yıllarda gözle görülür düzeyde şirketlerin sosyal değer sunumlarında da artış vardır ve literatürde daha çok görülmeye başlanmıştır.

 

Çağın son filozofu diye tanınan Slavoj Zizek bu durumu Starbucks üzerinden ele alıyor(yukarıda yer alan video). Bir Starbucks’a girip tasarım ve imaj’a baktığınızda yüksek fiyata kahve içeceğinizi ama daha kaliteli bir kahve içeceğinizi ve bunun yanında insan ve vatandaş olarak görevinizi de yerine getirdiğinizi düşünürsünüz çünkü Starbucks pazarlama çalışmalarında kahve alımı yaptığı ülkelerdeki çiftçileri ve onların çocuklarını veya oradaki fakir toplumu sürekli desteklediğini ifade eder ve böylece daha pahalı bir fiyata hem değer alırsınız hem de insanlara yardım edersiniz. Bu tamamen pazarlamanın son iki dönemiyle paralel bir strateji.

 

Biraz daha bu konuda ilerleyelim, özellikle sosyal medya minvalinde sosyal sorumluluk üzerine…

 

Immanuel Tolstoyevski isimli yazar (kendisi bir Türk ve takma ad kullanıyor, Rus yazarla karışmasın ) Safsatalar Ansiklopedisi isimli kitabında sosyal medyayla ilgili bir çıkarımda bulunuyor: Eskiden insanlar susturulma ve baskı yoluyla yönetilirlerdi ancak günümüzde daha çok konuşturularak yönetiliyorlar. Gündeme gelen konularda sosyal medya üzerinde bir algı oluşturuluyor ve insanlar belirli konularda tartışmaya başlıyor, çok konuşulan bir gündem ilk sıralarda çıkmaya başlıyor ve bu aşamada troller ve çeşitli algı planlamaları yapan odaklar devreye giriyor. Genelde konu amacına ulaşamıyor veya başka bir yöne çekiliyor. Bir anlığına durun ve şunu düşünün: İnternetten tepki gösterdiğiniz veya katıldığınız kampanyaların kaçı gerçek amacına ulaştı?

 

Fransız felsefeci Guy Debord bu duruma gösteri toplumu adını vermiş (bu tanımı yaptığı zaman şu an olduğu gibi akıllı telefon ve bilgisayarlar yokmuş, sadece televizyon e radyoların olduğu daha tek yönlü bir iletişim hakimmiş)(Yazarın aynı isimde bir de kitabı vardır). Gösteri Toplumu her şeyin göstergelerle ve dijital öğelerle ifade edildiği bir çağa geçiş olarak ele alınabilir. Debord’a göre gerçek ve sahte iç içe geçmiş durumdadır. Toplum gerçeklik algısından uzaklaşmış ve ideolojik aygıtlarının güdümü altındaki fanteziler dünyasında yaşamaya başlamıştır. Bu bağlamda gerçek toplumdan uzaklaşmış sahte ve sanal bir toplum algısı ortaya çıkar. Birey ideolojik aygıtların manipülasyonuyla kendini gösterinin içinde bulur ve gösterinin bir parçası gibi hisseder.

 

Buraya kadar yazdıklarımızı örneklendirmek için ilerleyelim. Türkiye’de sanal mecrada son yıllarda sık karşılaştığımız teyit.org isminde bir oluşum ortaya çıktı ve bu oluşum kendisini kar amacı gütmeyen bir sosyal girişim olarak tanımlıyor. Teyit.org amacını sanal dünyada yayılan haberlerin doğruluğunu teyit etmek olarak ifade ediyor(Doğru olduğu kabul edilen veya reddedilen haberle ilgili çeşitli kanıtlar sunmak yoluyla çalışır). Azerbaycanca ve İngilizce olarak da hizmet veriyorlar. Sosyal medyadan aşina olduğumuz birkaç doğru olmayan habere teyit.org’un twitter hesabındaki paylaşımları üzerinden bakalım:

 

 

Güncel bir teyit haberi. İzmir depreminde Bayraklı Kızılay Kan Merkezi’nin yıkıldığı iddia edilmiş ve ardından Kızılay haberin asılsız olduğu hakkında açıklama yapmak zorunda kalmıştı.

 

Sosyal medyada viral olan bir görselde Mike Tyson’un islamafobik bir kafede namaz kıldığı iddia edilmişti. Teyit.org’a göre resimdeki kişilerden biri Mike Tyson ancak namaz kıldığı mekan kendisine ait.

 

Yukarıdaki fotoğrafta birçok mecrada Orhaneli yoluna bırakılan evcil köpeklerin olduğu iddia edilmişti. Fotoğraf 2016 yılında Yeni Zelandalı bir köpek bakım şirketi tarafından paylaşılmış.

 

 

Yukarıdaki fotoğrafta Ronaldo yeni saç imajıyla ve Türk Bayraklı tişörtüyle görülüyor. Teyit.org fotoğrafın gerçeğini bulup sahtesinin yanında paylaşmış.

 

Benzeri teyit haberlerini ve organizasyonun kullandığı doğrulama yöntemlerini teyit.org üzerinden inceleyebilirsiniz. Sosyal medya ortaya ilk çıktığında toplumları insan hakları ve demokrasi yönünden daha ileri bir noktaya taşıyacağı söylenirdi. Gelinen nokta da yorumu size bırakıyorum.

 

Biraz daha ilerlemeye çalışalım ve sosyal medya şirketlerinin kullanıcıyı elde etme ve sadık tutma yöntemlerine bakalım (Pandemi sürecinde ABD’de milyonlar işsiz kalırken milyarderlerin serveti % 20 oranında arttı ve bunların birçoğu teknoloji şirketi sahipleri).  Bu senenin başında Netflix platformunda Sosyal İkilem isimli bir belgesel yayınlandı. Bu belgeselde uzmanlar ve üst düzey eski şirket yöneticileri (Facebook, Instagram, Twitter ve Pinterest gibi şirketler) sosyal medya şirketlerinin kullanıcıları nasıl etkilediğine dair bizzat birinci ağızdan bilgiler veriyorlar. Bu belgeselin yayınlanması sonucunda işler o kadar karışmış ki Facebook belgeselin sansasyonel ve gerçekle alakası olmadığını ifade eden bir açıklamada bulunmuş.

 

Belgeselde “Growth Marketing” isimli bir yöntemden bahsediliyor. Bu yöntem arka planda işleyen bir yapay zekaya bağlı olarak veri işliyor ve onları anlamlandırıyor. Verdiğiniz uygulama onayları sebebiyle sosyal medya şirketleri hareketlerinizi takip ediyor, topluyor, kaydediyor ve anlamlı bilgilere dönüştürüyor. Bu sayede bir sonraki karşılaşacağınız içerik tam da beğeninize göre oluyor. Bir anlığına durun ve düşünün Instagram’a girdiğiniz zaman akışınıza gelen takipçilerinize baktınız ve sevdiğiniz sayfaları muhtemelen en başta gördünüz. ArdındanKeşfet’e girdiniz ve içeriklere bakıyorsunuz, birçoğu zaten önceden araştırdığınız şeyler ve bazılarına sıklıkla; bazılarına da nadiren bakıyorsunuz, sistem bu bilgiyi de işliyor. Yani deneme yanılma yoluyla beğenileriniz ortaya çıkarılıyor ve oldukça büyük bir örneklem kullanılıyor (Digital 2020 raporuna göre Türkiye’de 54 milyon sosyal medya kullanıcısı var). Böylece tüketici davranışları depolanıyor, bunlara göre reklamlarla karşılaşıyorsunuz. Son olarak belgeselde yer alan güzel bir anekdotu paylaşmak isterim: Eğer ürün için para ödemiyorsanız, o zaman ürün sizsinizdir.

 

Yazı dizisinin 1. bölümünde pazarlamanın gelişimine kısaca baktık, gelişen teknolojinin günümüz insanını getirdiği noktaya bakmaya çalıştık ve şirketlerin veya büyük organizasyonların tüketicileri ve insanları etkileme yöntemlerini inceledik. Belki birçoğumuz pazarlamacı olarak bu yöntemlerin farkındayız ancak yine de bu uygulamaları kullanmaya bizde devam ediyoruz ve gösteri toplumunun bir parçası oluyoruz. İkinci kısımda insan beynini bu kurmaca dünyaya iten şeylere bakmaya çalışalım yani İnsan 1.0’ı ele alalım.

Article Categories:
Dijital Pazarlama/Sosyal Medya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Shares